Toprağın Sesi, Kadının Yükü

​En büyük sızısı ise toprağa verdiği ilk göz ağrısı, Hasan’ıydı. Bir kış gecesi, tipi yolu kapatmışken havuzlu odada ateşi yükselen miniğini doktora yetiştirememişti. Kimse "Karımdır, evladımdır" deyip de tipiyi yaracak bir at sürmemişti kasabaya. Kadının çığlığı da evladının canı da bozkırın ayazında değersizdi o zamanlar. Hasan’ını toprağın soğuk koynuna koydukları gün, Zehra’nın içindeki genç kız tamamen ölmüş, geriye sadece hayatın sert rüzgârlarına göğüs geren bir taş kalmıştı.Yıllar geçti. İki kız, bir oğlan daha büyüttü. Kızlarını da kendi kaderine benzemesin diye dualarla, gözyaşlarıyla uğurladı başka köylere. Oğlanı büyüttü, askere gönderdi, eline kına yaktı. Sırtındaki yük hiç hafiflemedi; tarlada çapa yaparken nasırlaşan elleri, akşam evde kocasına, kaynanasına hizmet ederken hiç dinlenmedi. Bedenindeki her bir çizgi, çekilmiş bir çilenin, söylenmemiş bir sözün, bastırılmış bir gözyaşının haritası gibiydi.
Reklamlar